Günümüzde, zamanın baskısını hisseden ya da zaman kıtlığından söz eden insan sayısının artmakta olduğu gözlemlenmektedir. Modern çağımızın kalıplaşmış lafı ? yapacak çok fazla işim var? ve ? yeterli zamanım yok ? oldu. Başka hiç bir nesil, bu kadar fazla faaliyeti, böylesine kısa bir zaman aralığına sıkıştırmaya çalışmadı. Daha fazla, daha hızlı yapmaya çalıştığımız anda zaman hızını daha da arttırıyor gibi görünüyor. Her birimizin, kendi doğal düşünme ve yapma ritmimiz olduğunu unutuyoruz ve başkalarının ritminin ve teknolojinin coşkun adımlarının bizi geleceğe sürüklemesine izin veriyoruz ve tam da bu nedenle, sıklıkla kendi yaşamlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığını hissediyoruz. Aynı zamanda işleyen iki çeşit zaman olduğunu unutmaktayız saat zamanı ve gerçek ya da deneyimlenen zaman. Saat yalnızca bir ölçü aletidir, iki olay arasındaki müddet deneyimimizi ölçmek için tasarlanmış bir insan icadı. Saat bize ?gerçek? zamanı anlatmaz, ama gene de, onu efendimiz yaparız ve ona, birbirimize baktığımızdan daha fazla bakarız. Gerçek zaman, sizin deneyiminizdir. Yüz bir tane yapacağınız iş olduğu zaman gün hızla geçip gider, fakat yapacak hiçbir şeyiniz olmadığını düşündüğünüz zaman daima uzayıp durur. Güneşin, ayın ve yıldızların hareketlerini kontrol edemeyiz, bir saatin kolları ile sembolize edilen zaman parçalarını durduramayız, fakat kendi deneyimimizi kontrol edebiliriz. Gerçek zaman yönetimi daha iyi organize olmaktan daha fazla bir şeydir. Bu, kaçınılmaz bir şekilde bizim zihin durumumuzla, ya da bizim oluş durumumuzla ilişkilidir. Bu kısa yedi dakikalık zaman yönetimi kursunun aşağıdaki yedi bilgisi doğru zaman yönetiminin neden aslında kendini yönetme, ya da, oluş durumu yönetimi olan yaşam yönetimi olduğunu göstermektedir. KEYİFLİ ÇALIŞMA Yaptığınız şeyden keyif alıyor musunuz? İşinizden keyif alıyor musunuz? Yaptığınız şeyden keyif aldığınız zaman, zamanın nadiren bir problem olduğuna hiç dikkat ettiniz mi? Yaptığınız şeyden hoşlandığınız zaman işe öylesine dalar ve içine girersiniz ki, zamanı düşünmek için nadiren durursunuz. İşe gitmemiz ?gerektiğini? düşünürüz çünkü işi çetin bir çalışmayla, tolere edilmesi gereken bir çeşit ağır ve sıkıcı kavramla birleştiririz. İşin ne için olduğunu nadiren görürüz. İş nedir? Bu keyif alınması gereken bir şey midir, yoksa keyif verilmesi gereken bir şey mi? İş hakkında, yaşamdaki ?iyi şeyleri? ödeyebilmek için gerekli bir faaliyet olarak görmeye ve düşünmeye koşullanmışızdır. İşyerini, gitmemiz ve bir şey elde etmemiz ( genellikle para) gereken bir yer gibi görürüz. Ve pek çoğumuz kalplerimizi kapının dışında bırakırız ve yapmamız gerektiğini düşündüğümüz şeyi isteksizce yaparız bir göz işte, diğer göz saatte... Bütün süreç ,birşeyler alma haline gelir ve kendimizi nadiren işe veririz. Dikkat edin, yapmayı sevdiğiniz bir şeyi yaparken , onu sevgi, neşeve istekle yaparsınız. İşe siz neşe verirsiniz, iş size neşe vermez. Ve bu durumda, işte,cok seyrek olarak , bir problem çıkar. Öyleyse, işte üstesinden gelmeniz gerekenler: Soru: Sevdiğiniz şeyi mi yapmaktasınız, yaptığınız iş kendinizi isteyereki verdiğiniz bir iş mi? Eğer değilse, ne yapmayı seviyorsunuz, ya da keyifli bir şekilde zamanınızı, ilginizi ve dikkatinizi vereceğiniz şey nedir? ( ?Yaparak ? demekle yaratıcı ya da karşılıklı iletişimle ilgili bir şeyi kastediyorum, seyretmek gibi durağan bir şeyi değil) Düşünce: Geçiminiz için yapmayı sevdiğiniz bir şeyi yaptığınızı düşünün, bu nasıl bir şey olurdu? Eylem: Şu anda yaptığınız şeyden işte sizin daha keyifli olmanıza imkan verecek olan bir şeye geçiş yapmaya başlamak için ne yapabilirdiniz? (Dikkatli olun bunun imkansız olduğunu düşünerek hemen reddetmeyin etrafta bilinçli olarak bakmış ve yapmayı sevdikleri şeyi bulmuş olan binlerce kişi var, ve onlar bunu yaparak geçimlerini sağlamaktalar!! Soruları sormaya üzerlerinde düşünmeye devam edin)
Bu yazı 775 kere okundu.
|