SEÇİLEN DEĞERLER Her hangi bir anda, değer verdiğiniz şey, sizin en çok ilgilendiğiniz şeydir. Ve en çok ilgilendiğiniz şey, sizin zamanınızı ve dikkatinizi en çok ve çoğunlukla da ilk çeken şeydir; sadece zihninizin dikkati olsa bile... Değerlerinize uygun olarak, zamanınızı, paranızı harcayacağınız şekilde harcarsınız. Bununla birlikte, çoğu kişi, kendi değerlerinin tam farkında değillerdir ve pek azı ?bilinçli olarak? değerlerini seçerler. Bu, neden böyledir? Şartlanma, eğitim, anne-babaya ait etkiler, kültür, bilinçaltı değerler haline gelen öğrenilmiş değerlerin kaynağıdır.. Eylemlerimizi, kendi bilinçli seçilmiş değerlerimizle sıralamadığımız zaman, eylemlerimizi başka birisinin değerlerine göre sıralıyoruz demektir. Başka birisi yaşamımızı ele geçirmektedir ( ! )ve bu, yaşamdan hoşnutluk elde etmek için uygulanacak en kötü formüldür. Değerlerinizi, bilinçli bir şekilde seçtiğiniz zaman, yaşam zamanınızı nasıl harcayacağınızı dikkatli bir şekilde seçersiniz. Sonuç? Yaşamınızı kendinizin yönettiğinizi hissedersiniz, ?sistemin?, ya da ?yaşamınızdaki etkin figürlerin veya yaşamınızdaki geçmiş etkilerin değil. O zaman, hedeflerinizi, değerlerinize göre düzenlersiniz ve işte böylece, kaderiniz, gene kendi ellerinizde olacaktır. Soru: Yaşamınızda neye derinine değer veriyorsunuz? (bu soruya cevap verirken zaman ayırın en derin soyut değerlerinizi bulmanız gerekiyor yedi maddelik bir liste çıkarın ve sonra bunları önceliklerine göre ayırın) Düşünce: Her bir anahtar değerinize uygun olan hedefleriniz nelerdir ve kendinizi sıraya koyulmuş bu değerlerle yaşamak için ne yaparken görüyorsunuz? Eylem: Eylemlerinizi değerlerinize göre sıralamak için yarın ne yapacaksınız? (dikkat bir sürü küçük adım atmak bulunduğunuz yerden olmak istediğiniz yere büyük bir sıçrama yapmaktan daha iyidir, özellikle de taahhütleriniz ve sorumluluklarınız varsa) ERTELEME Bugün bir şeyi yapmayı erteleyerek yarın daha fazla zamanımız olacağına kendimizi ne kadar da sık ikna ederiz... Bu şekilde, zamanı, bizden uzaklaşıyor gibi ?gösteririz?. Ve, yarın geldiği zaman aynı şey olur ertelemek için başka bir sebep, başka bir bahane buluruz. Bunu niçin yaparız? Çünkü, bir iç ses, kendimizi, bunu yapacak gibi hissetmediğimizi, bir başka ses yapılacak daha önemli şeyler olduğunu söyler. Ve üçüncü bir ses bir başkasının bunu yapabileceğini, yapması gerektiğini, yapacağını söyler. Ve gene bir başka ses ?hey, aldıran kim, bu o kadar da önemli bir şey değil!? der. Bu seslerden her hangi biri gerçeği mi söyler, yoksa olagelen daha derin bir şey mi vardır? Geciktirme, kaçınmanın açık bir şeklidir, fakat kaçındığımız şey bu mudur? Görevin kendisi mi? Beklediğimizden daha az olma ihtimali olan olası netice mi? Yoksa kendi içimizdeki bir şey mi? Yaşamımızdaki her iş ve her kişi, bir aynadır. Bütün ilişkilerimizin aynasında kendimizi görürüz ve kendimizin hem iyi, hem kötü, hem olumlu hem de olumsuz yönlerimizi hatırlarız. Erteleme, kendimizle, ya da kendimizin bir yanıyla yüzleşmek, kabul etmek, incelemek, çözmek ve değiştirmek yerine bunları görmekten kaçınmamızın bir yoludur. Bu sanki görmememizin daha iyi olduğu bir şeyi gördüğümüz zaman yapılacak gerçek bir içsel çalışma var olduğunu bilmek gibidir. Ve bu, sonucunda somut bir ödül yokmuş gibi görünen bir çeşit çalışmadır. Bu nedenle, kendimizden sakındığımızı pek az fark ederek erteleriz, geciktiririz, iş ya da ilişkilerden kaçınırız, bazen ikisini de yaparız. Ve tahmin edin, yaşamda kaçınamayacağınız bir şey nedir? Soru: Ertelediğiniz bir şey nedir : a) işte b) kişisel ilişkileriniz içinde Düşünce: Bu şeylerden dürüst olarak neden kaçındığınızı düşünüyorsunuz? Eylem: Kendi erteleme taktiklerinizle yüzleşmek ve onların üstesinden gelmek için neyi yapmayı ortadan kaldıracaksınız? YETKİ VERMEK (DEVRETMEK) Hepimiz yetki vermenin değerini biliyoruz. Bu, başkalarını ehil kılmanın, yükü paylaşmanın, başkalarına sorumluluk öğrenme ve alma fırsatı vermenin bir yoludur. Fakat, bunu neden daha fazla yapmayız? Neden, bazı insanlar güçlükle yetki verirler? Bu, bazılarımızın sahip olduğu, başkalarına veya belli bir kişiye belirli bir işi yapmakta güvenilmeyeceği fikrinden kaynaklanır. Fakat bunun altında yatan, genellikle "Ben bunun nasıl yapılacağını bilen tek kişiyim" duygusudur. Bu düşüncenin altında, bir başka düşünce vardır. ?Eğer bunu yapmazsam bu görevi yapan kişi olarak pozisyonumu ve bu nedenle de gücümün bir kısmını kaybedebilirim.? Ve, yetki vermememizin en derin nedeni, kendimizi görevle özdeşleştirmektir. Sanki biz görevmişiz ve görevi kaybetmemiz ya da bir başkasının görevi yapması kendimize ait bir parçayı kaybetmek (ki imkansız) ve, bu nedenle de acı ve üzüntü deneyimlemek gibi gelir. Bütün bunlar, elbette ki kendimize saygının ve kendi değerimizin yaptığımız şeye bağlı olması anlamına gelir, ki bu da, doğal olarak yok edicidir. Bunun çözümü, işteki görevlerimizden birinin, başkalarının gelişmesi ve öğrenmesine ve ilerleyebilecekleri kadar ilerlemelerine yardım etmek olduğunu görmektir. Bu, ilişkilerimizle ilgili en gerçek ve en değerli görevdir. Fakat, bunu gerçekten yapmayı başarmak için, önce kendimizin, öz saygımızın, dışarıdaki hiçbir şeye bağlı olmadığını, sadece içimizle bağlantılı olduğunu anlamaya ihtiyacımız vardır. Soru: Devredebileceğinizi düşündüğünüz hangi işleri bekletiyorsunuz? Bir başkasını bu görevi üstüne almaya teşvik etmek nasıl olur? Düşünce: İşi devrettiğinizi ve artık bunu yapması gereken kişi olmadığınızı görün. Bu duyguya alışın. Zihninizde devretme sürecini prova edin. Eylem: Şimdi görevi seçin, kişiyi seçin, görevi yerine getirmek için neye ihtiyacı olduğunu düşünün ve sadece devredin.
Bu yazı 841 kere okundu.
|