MODEL III: Psikososyal Süreç Olarak Boşanma Boşanmanın psikososyal analizi en ayrıntılı bu modelde yapılmıştır. Kessler in analizleri (1975); çeşitli evreleri yaşayan yetişkinlerde yaptığı klinik çalışmalara dayanmaktadır. Kessler boşanmayı psikolojik süreç olarak 7 emosyonel evreye (aşamaya) ayırmıştır: Gözünü açmak, tatsız olan gerçeği görmek (Disillusionment) Erozyon (Eresion) Ayrışma (Detachment) Fiziksel ayrılık (Physical separation) Yas (Mourning) İkinci ergenlik (Second Adolescence) Araştırma ve sıkı çalışma (Exploration and hard working) Bu süreçteki evrelerin başlangıç ve bitiş noktaları açık değildir. Bu evrelerin süreleri, kişilerin yapılarına göre değişmektedir. Gözünü açmak, tatsız olan gerçeği görmek: Emosyonel boşanma, balayının bitmesiyle başlar. İlk oluşan romantik körlük kaybolduğunda, farklılıklar ve güçlükler fark edilmeye başlandığında, kişinin gözü açılmaya başlar. Problemlere karşı ilgisiz kalma eşlerde, ilişkinin olumsuz yönlerine odaklaşmalarına ve düşünmelerine yol açar. Gözün açılması, herhangi bir ilişkinin aslında tamamlayıcı evresidir. Gözün açılması ilişkinin bozulmasının sebebi olabileceği gibi, ilişkinin derinleşmesi ve güçlenmesinde anahtarı da olabilmektedir. Bu evre; eşlerin birbirlerinden beklentilerinden feragat edip, gerçekle tanışma zamanıdır. Bu evrede farklılıklar açığa çıkar ve eşler realite ile zihinlerindeki ideal eş algısı arasındaki ayırımı yapma dönemine girerler. Burada algılamanın derecesi gelecekteki hayal kırıklıklarının şiddetini belirler. Realite, eşlerin birbirlerini zayıflıkları ve güzel taraflarıyla birlikte kabullenmesi ve sevmesi fikrine dayanmaktadır. Başlarda gözünü açma belirgin ve bilinçli olarak algılanmayabilir. Fakat zamanla olumsuzluklar üzerine odaklaşma ve farkına varma, konu üzerinde yoğunlaşmaya yol açar. Kişi, eş idealizasyonu ve hayal kırıklıkları arasında mekik dokur. Zamanla enerjini çoğunu eşinin ve ilişkinin olumsuz yönlerine harcar. Eğer bu evre geçilemezse, ilşki azalarak diğer evreye geçilir. Erezyon : Çok az kişi gözünü açma evresini başarıyla halleder. Sıklıkla bu dönemi erozyon takip eder. Bir önceki evrede baskılanmış olan acı, hayal kırıklıkları ve kızgınlıklar açığa çıkmaya başlar. Eşiyle olan hayal kırıklıklarının ve hoşnutsuzlukların bilinçli olarak farkına varmaya başlar. Bu evrede eşler birbirleriyle, iletişimleri olumsuz bazda olsa bile, birbirlerine çok müdahale etme tarzında ilişkidedirler. Birbirlerine karşı özenli davranmaz, derin yaralar açacak tarzda birbirlerini incitirler (Kessler 1975). Ayrışma: Ayrışma evliliğe yatırımın anlamlı derecede azaldığı anlamına gelir. Buradaki baskın tavır umursamazlıktır. Bu evrede çatışmalar üzere yoğunlaşmadan ziyade ilgisizlik gelişmesiyle karekterizedir. Eşlerin aktiviteleri başka alanlara kaymaya başlar. Bu ayrışma eşlerin birinde daha baskın olarak yaşanır. Eşler veya eşlerden biri artık boşanma sonrası yaşam hakkında düşünmeye başlamış ve tek başına yaşama hakkında düşlemler ve planlar kurmaya başlamıştır. Fiziksel ayrılık: "Duygusal boşanma sürecinin en travmatik evresi fiziksel ayrılıktır" (Kessler, 1975). Eşler yalnızlık, anksiyete ve karmaşık düşünceler içine girerler ve yeni kimlik oluşturma gereksinimi hissederler. Boşanmanın başlaması sıklıkla eşlerde suçluluk ve yetersizlik hislerinin oluşmasına yol açar, bu duygular kolaylıkla kızgınlık hislerine dönüşebilmektedir. Suçluluk duyguları; eşine ve çocuklarına ayrılığın verdiği incinme ve acıdan sorumlu olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Oluşan yalnızlık, eşleri yeni ilişkilere iter (Kessler 1975) Kessler eşlerde bilinmeyene yönelik anksiyetenin 3 sebeple geliştiğini ileri sürmektedir: Toplumun bilinemeyen tepkisi ve tek yaşamla başa çıkabilecek mi endişesi Eski alışkanlıklarından vazgeçebilecek mi endişesi Yeni yaşam için kendini düzenleme ve tanımlama kaygısı Bu kaygılar potansiyel olarak aslında yapıcı niteliktedir, uyumu kolaylaştırır. Yas: "Yas; kızgınlık, incinme, yalnızlık ve çaresizlik duygularını içerir" (Kessler, 1975). Yasta kayıp ın verdiği psikolojik süreç işler. Eşler birbirlerinin psikolojik varlıklarından kendilerini özgürleştirme çabalarını içermektedir. Önceki ilişkilerin anıları yeni bağımsızlığın başlangıcında kişiyi tehdit eder. Anılar, içeriği ister iyi ister kötü olsun, kişinin güvenini sarsar ve hareketlerini kısıtlamasına yol açar. Kızgınlık ve depresyon, yas sürecinin ana komponentleridir. Eğer kızgınlık, evlilik döneminde yaşanan acılara yönelik ise yıkıcı olabilmektedir (destructive anger). Eğer kızgınlık şimdiki gerçeklerden kaynaklanıyor, bağımsızlık oluşturma ve yeni ilişkiler geliştirmeye yönelik ise yapıcıdır (Constructive anger). Depresyon yas sürecinin önemli komponentlerindendir. Bu kızgınlığın başka yansıyan bir tarzıdır. Suçluluğun dışarıya yansıtılan tarzı (externalizing) kızgınlık, internalize (içe yönelik) tarzı depresyondur. Ayrılık tamamen gerçekleşir gerçekleşmez "Frantic yas" depresyona ve ardından hüzüne döner. Depresyon işlerliği önlemesine rağmen, hüzün (sadness) önlemez. Yıkıcı kızgınlıktan yapıcı kızgınlığa geçiş ve depresyonun hüzne dönüşmesi ruhsal işleyişin devam etmesi için gereklidir. İkinci ergenlik: Bu evre kendini rehabilitasyon için sıçrama tahtası olabilir. Bu aşamada iyileşme duygusu ve özgürlük için yeterlilik ve hazırlık vardır. Boşanmaya ait kızgınlığın yerini objektif bakış almıştır. Günlük evlilik yaşamının ve boşanma sürecinin verdiği sıkıntılardan kurtulma, kişinin geleceğe yönelik daha iyimser ve gerçekçi bakmasını sağlamaya başlamıştır. Bu evrede geleceğe yönelik kurulan heyecan verici ve büyüleyici düşünceler ergenlikteki yaşantıyı andırmaktadır. Baskılanmış arzu ve istekler yeniden alevlenmiştir. Buradaki tepkiler aşırı bir nitelik kazanabilir fakat sonra dengeye ulaşır. Araştırma ve sıkı çalışma (Exploration and hard working): Bu evrede tekrar oto kontrol oluşur. Kendine ve başkalarına karşı oluşan iç görü, ilave girişim ve araştırmalar için cesaret verir (Kessler, 1975). Önceden tanımlanan amaçlar şimdi özgün ve gerçekçi hal alır. İlişkilerde yeterlilik, pasiflik yerini aktif katılım almıştır. Bu evreye ulaşmış kişiler geçmişe rahatsızlık duymadan bakabilirler.
Bu yazı 978 kere okundu.
|