Mutlu olabilmek için iki sihirli sözcükten söz etmek mümkündür: Paylaşmak ve yorulmamak. Memleketin birinde gelenekselleşmiş bir yarışma yapılıyordu: En iyi buğday yarışması… Her yıl yapılan en iyi buğday yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi: —Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı tarla komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi. —Elinizdeki kaliteli tohumları sizinle aynı yarışmaya giren diğer rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? Diye sorulduğunda, —Neden olmasın, dedi çiftçi. —Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor. Bu yarışmanın “en iyi buğday” yarışması değil de “en mutlu kişi” yarışması olduğunu varsayalım. Kazanmak için takip edilecek yöntem farklı olmayacaktır. Yani en mutlu olabilmek için yakın çevredeki diğer bireylerin mutlu olması için ciddi anlamda çaba sarf edilmesi gerekecektir. Çünkü çevremizdeki mutlu insanların sayısı çoğaldıkça mutluluğumuz da artacaktır. Günün ilk saatlerinden itibaren asılmış suratlar, öfke nöbeti geçiren insanlar, hüzünlü mahmur gözler görmek bizi ne mutlu etmeyeceği gibi var olan pozitif enerjimizi de negatif enerjiye dönüştürebilecektir. Yani biz de mutsuz olacağımızdan mutsuz insanlar kervanına bir kişi daha katılmış olacaktır. Çünkü yakın çevresindeki kişiler mutlu değilken mutlu olabilmek mümkün değildir. Aslında meseleye bu açıdan baktığımızda birilerinin mutlu olması için çaba sarf eden kişinin mutlu ettiği kişiden herhangi bir karşılık beklemesi mantıklı değildir. Çünkü çevresinde mutlu insanların artmasından duyacağı haz o kişi için en büyük karşılık olacaktır. Çevremize mutluluk yaymayı gelişi güzel yapmak yerine, en yakın çevremizden başlayıp yavaş yavaş büyüyen bir halka şeklinde etrafımızdaki mutlu insanların sayısını arttırma yoluna gitmemiz daha uygun olacaktır. Mutluluk paylaşım işidir. Paylaştıkça çoğalır. Daha çok kişinin mutlu olması hedefimiz olmalı. Mutlu olmak için mutluluğun peşinden gitmede yılgınlık göstermemek de gerekmektedir. Mutluluğun peşinden gittiğimiz sürece mutluluk bize yakın olacaktır. Maden işçilerinin yeraltına girerken giydikleri şapkaları düşünün alnında lambası vardır. Yere baktığınızda ayak parmaklarınızın önüne düşer ışığı. Mutluluk, sürekli bir adım kadar önümüze düşen ışık gibidir. Önümüzü aydınlatır. Adımımızı biraz büyük atsak o ışığın üzerine basabileceğimizi bile sanabiliriz. Ama adamımızı her atışta o ışık da bizimle birlikte ilerler ve sürekli bir adım önümüzde kalır. O ışık sayesinde adım atacağımız yeri görebiliriz. Ama o ışık huzmesini takip etmekten yorulur ve başımızı kaldırırsak o ışığın yani mutluluğun bizden uzaklaştığını görürüz. Hayat boyu mutluluğun peşinden yılmadan, yorulmadan koşmanız dileğiyle…
Bu yazı 660 kere okundu.
|