Toplumun kanayan yaralarından biri de çocuk suçluluğudur. İyi bir rehabilitasyon çalışmasıyla çocuk suçluluğunun önü alınamazsa ilerleyen yıllarda bu çocuklar suçlu birer yetişkin olarak toplumda yerini alacaktır. Çocuk suçluluğunun değişik nedenleri vardır. Bunlardan biri de ailenin yanlış tutumlarıdır. Aile bir ilişkiler sistemidir. Toplumu oluşturan bireylerin yaşam boyu öğrenecekleri her şeyin, kazanacakları her olumlu davranışın temeli ailede atılır. Kişiler arası ilişkileri kapsayan belli kuralları olan bir düzendir. Birey önce aile içinde kendi kimliğini oluşturur. Karşılıklı sevgi, güven, dayanışma duyguları aileyi bir arada tutabilmektedir. Çocuk sağlıklı gelişimini ancak aile içinde sürdürebilmektedir. Bu işlevi yerine getirebilecek kurum henüz yapılandırılmamıştır. Aile aynı zamanda çocuk suçluluğuna da neden olabilmektedir. Buna ilişkin pek çok araştırmalar yapılmıştır. O halde ailesi olan çocuk nasıl suça yönelmektedir, nasıl suç alt kültürünün yani çete gruplarının üyesi olabilmektedir? Toplumun alt sınıflarından gelen bir çocuk okula başladıktan sonra kendi anne ve babasının yaşam standartlarının ve sahip olduklarının, eğitim standartlarına göre başarısız olduğu gerçeğini görmektedir. Onların meslekleri değersiz, eğitimleri yetersiz, giyimleri ve yaşam biçimleri okulda öğretilen gibi değildir. Bu nedenle çocuk annesine ve babasına içerlemeye başlamaktadır. Belki de kendisini böyle bir yaşama mecbur kıldıkları için suçlayacaktır da. Ekonomik düzeyi düşük olan aileden gelen çocuk okulda kendisini başarısız bulmakta yetersizlik ve aşağılık duygularını geliştirmektedir. Bu ezikliği yani içinde yaşamakta olduğu aşağılık kompleksini yenebilmek için bir yönüyle öne çıkmak zorunda hissedecektir kendini. Bu çocuk artık gerçekçi olmayan bir başarı amacını benimsemiş durumdadır çocuk büyüyünce yine diğerlerinin küçümseyeceği bir iş yapacağına inanmaktadır. Çok yediği, çok harcadığı için anne ve babasından sık sık azar işiten çocuk dışlandığını, sadece tüketici değersiz bir varlık olduğunu düşünmektedir. Ailesinde, işinde ya da okulunda kural koyucu toplumsal gruplarda doyum sağlayamayan bir çocuk yaşamını zenginleştirmek için sokaklara düşmektedir. Çünkü ona göre sokaklarda kural yoktur. Tam istediği gibi kuralsız bir yaşama merhaba demek istemektedir. Bu çocuk ya da genç sokakta kendisine benzeyen toplumsal yeterlik duyguları geliştirememiş başka çocukları bulmaktadır. Yeni edineceği akran grubunun o çocuk üzerinde olumlu bir etkisi olacağını düşünmek zaten imkânsızdır. (Hakell ve Yablonsky 1983) Bir çocuğun anne ve babası tarafından hangi nedenle olursa olsun reddedilmesi çocuğu suçluluğa itmektedir. Bu durum çocukta psikolojik rahatsızlıklardan uyuşturucu kullanımına hatta çocuk ve yetişkin suçlarına kadar çeşitli sıkıntılar yaratmaktadır. Reddedilmiş çocuklar başkalar ile ilişki kurmayı, işbirliği yapmayı öğrenememektedirler. Çünkü bu kişilerde güven duygusu gelişmemiştir. Bu çocukların anne babalarına bağlılıkları yoktur, anne babalarının görüşlerinden, inançlarından ve değerlerinden etkilenmemektedirler. Yapılan bir araştırmaya göre suçlu çocukların %55 i ailede dayakla cezalandırılmakta, bunların %13 ü de fiziksel istismara uğramaktadırlar. Buna karşılık hiç suç işlememiş çocukların %5.7 si ailede dayakla cezalandırılmakta, ancak hiç fiziksel istismara uğramamışlardır. Belki de yoksulluk sevginin gelişmesini engellemekte ya da farklı biçimde ifade edilmesine neden olmaktadır. Bu konuyu oldukça güzel açıklayan bir atasözümüzü aktarmadan geçemeyeceğim. “Varlık eşindirir, yokluk düşündürür.” Birçok ailede aile içi sert tartışmaların hatta yuvanın yıkılmasının altında yatan neden de yoksulluk değil mi? Düşük ekonomik durum, eğitim durumu, eşler arasındaki ilişkiler... Anne babaların çocuklarına karşı tutumlarına etki eden değişik faktörlerden bazılarıdır. Önemli olan da bu gibi etkilerin olumsuz tutumlara dönüşmemesi, çocuğu kaybetmek yerine kazanmaktır. Sevgi temel bir gereksinim olduğuna göre çocuk bu gereksinime aç olmamalı bu nedenle en önemli gereksinimlerinin karşılanması için çaba gösterilmelidir. Çocuk suçlu doğmaz, suça itilir. Bu bizim inancımız gereğidir aynı zamanda. Çünkü peygamberimiz doğan her çocuğun tertemiz olduğuna, ancak aile ve çevre faktörünün etkisiyle sonradan bu tertemizlikte sapmalar olabileceğine dikkat çekmektedir. Çocuğu suça iten faktörlerin başında yıkıcı ve bozuk ilişkiler yer almaktadır. Her çocuk bir çiçektir. Çiçekler koklanmak ve sevilmek için vardırlar. Buruşturulup atılmak için değil. Anne baba ve eğitimciler iş birliği içinde çocuklara sahip çıkabilir, aile öğretmenlerinin verdiği eğitimi evde desteklerse suça yönelen çocuk sayısında düşme olacaktır. Sadece suça yönelmeyi önlemek de sorunu çözmüyor. Bir de suça bulaşmış olanlar var. Bunları da feda edemeyiz. İyi rehabilite edilip suçtan ve suça teşvik eden çevreden onları uzaklaştırabilirsek, onların enerjilerini olumlu yollardan boşaltabilmelerine yardımcı olabilirsek sorun biraz daha çözüme kavuşmuş olacaktır diye düşünüyorum
Bu yazı 761 kere okundu.
|