Bu başlığın altını doldurabilmek için öncelikle “küfür içerikli söz” kavramının sınırlarının belirlenmesi gerektiğine inanıyorum. Bu tamamen alt kültürle ilgili bir kavramdır. Toplumdan topluma, aileden aileye hatta bireyden bireye bunun sınırları değişkenlik göstermektedir. Birilerine göre küfür içerikli sayılabilen bir söz diğerlerine göre sadece argodur. Kimilerine göre ise sadece ağız alışkanlığıdır ve hakaret içermez. “Küfür içerikli” ifadelerin kullanılması, toplumumuzda tepkiyle karşılanan ahlaki zaaflardan biri olmasına rağmen yukarıda belirttiğim nedenle “Küfür içerikli” kavramından ne algılandığı ile doğru orantılı olarak verilen tepkilerin şiddeti de farklılık göstermektedir. Çocuklarda görülen küfür içerikli sözlere alışmanın temelinde birden fazla neden yatmaktadır. EN YAYGIN KÜFÜR ETME NEDENLERİNİ ŞÖYLE SIRALAYABİLİRİZ 1. Çocuğun, kendisine model aldığı yetişkinlerin -özellikle ebeveyninin- küfür ettiğini görmesi ya da bizzat aile büyükleri tarafından teşvik edilmesi. Bu konuda yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak isterim. Yıllar önceydi. Bir tren yolculuğunda kompartımanlarda oturacak yer olmadığı için koridorda ayaktaydım. İğne atılsa yere düşmeyeceği bu kalabalığın içinde genç iki çift vardı. Bu çiftlerden birinin konuşmayı henüz yeni sökmeye başlamış küçük bir çocuğu vardı. Çocuk babasının kucağında ve anne-babasıyla birlikte diğer çiftin de ilgi odağıydı. Baba çocuğuna: - Küfür et oğlum amcana, diyordu. Çocuk yarım yamalak söylemeye çalıştığı kelimelerle küfür ediyor, büyükleri de katıla katıla gülüyorlardı. Aynı zamanda babası da “bakın benim çocuğum bunu becerebildi” dercesine zafer kazanmış komutan edasıyla kuruluyordu. Bu çocuk birkaç yıl sonra birine küfür etse, aynı olumlu tepkiyi göremeyince bocalayacak ve yaptığı davranışın ödüllendirilmeyi mi yoksa cezalandırılmayı mı hak ettiğini kestiremeyecektir. Oysa söylenen bir sözün olumlu ya da olumsuz olması, yöneldiği kişiye göre ya da söylendiği zamana göre farklılık göstermesinden çok içeriğine göre değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Yani anne babanın verdiği tepkilerde ne kadar tutarlılık olursa o kadar etkili olacaktır. 2. Okul çağındaki çocukların ve ergenlerin kötü arkadaşlarının tesirinde kalması ve onları taklit etmesi. Bu arada ben kötü arkadaş kurbanı deyimine karşıyım. Çünkü olumsuz davranış sergileyen birkaç çocuğun velisi bir araya gelip çocuklarından ve onların sergiledikleri davranıştan konuştuklarında hepsi de: -Benim çocuğum arkadaş kurbanı olmuş diyecektir. Hepsi için bu aynıysa yani hepsi de arkadaş kurbanı olduysa, bunları kurban eden kim? Bana göre her çocuk kendi karakterine uygun kişilerle arkadaşlık etme eğilimindedir. Yani ortada grup olarak yapılmış bir olumsuz davranış varsa o grup üyelerinin her birinin bu davranışta sorumlulukları vardır. Anne baba olarak çocuğumuza vereceğimiz eğitim onun ne tarz arkadaşlıklar kuracağının da belirleyicisi olacaktır. 3. Kitle iletişim araçlarının – özellikle TV programlarındaki “seviyesiz diyalogların”- çocuklar için kötü örnek teşkil etmesi. TV programlarında küfürlü ifadelerin bip sesi ile kapatılmaya çalışılmasının çözüm olmadığı, aksine orada küfürlü ifade olduğu yolunda uyaran etkisi yapabileceğini düşünmekteyim. Eğer bu canlı yayında gelişen ve önlenemeyen bir olay değilse yetkililerin bu konuda daha titiz davranmaları gerekmektedir. 4. Yeteri kadar ilgi göremeyen çocuğun, arkadaş gurubunda kabul görmek ya da fark edilmek için “tıpkı büyükler gibi” küfretmeye çalışması. (Küfürlü ifade kullanmanın büyüme işareti olarak algılanmasının da ne kadar yanlış olduğunun altını çizmek isterim.) Çocuğun büyükler gibi küfür etmesi, büyüklere özenerek ilk sigarasını içmesi yani bazı olumsuzlukları büyümenin işareti olarak algılamaları, biz büyüklerin başlarını iki elinin arasına koyup ciddi olarak düşünmeleri ve çocukların gözüyle nasıl görünüyoruz sorusunun cevabını araması çocukların eğitimi adına bir çeşit zorunluluktur. 5. Çocuğun içindeki öfkeyi ve saldırganlık duygusunu küfrederek ortaya koyması. Öfke yönetiminin önemi burada karşımıza çıkmaktadır. Karşılaşılan bir olumsuzluğa anında tepki verilmediğinde birikip bardağı taşıran son damlanın ardından hiç istenmeyen bir kişiye hiç istenmeyen bir şiddette patlama yaşanılabiliyor. Çocuklara da karşılaştıkları olumsuzlukları içlerine atmamaları ve duydukları rahatsızlığı mutlaka dile getirmeleri gerektiğini söylememizde yarar vardır.
Bu yazı 1008 kere okundu.
|