|
Selamların en güzeli sevgili okurlarımın olması dileği ile hepinize sevgiler sunuyorum. Gazetemizde yazmaya başladığım günden itibaren tüm dostlarımdan ve sevgili okurlardan gelen mailleri, şifahi uyarıları, tenkit ve eleştirileri her zaman için dikkate almış, düşüncelere saygılı olmuşumdur. Her okurun aynı düşüncede ortak bir noktada buluşması söz konusu olamayacağına kendimde inanmaktayım. Bu hafta yıllık izine ayrılacağım ve inşallah gelecek haftadan itibaren ki yazılarımı size Çandarlı’dan yazacağım. Bu son haftada genel olarak bir değerlendirme yapmak istedim ve okurlardan gelen şikayetlere bir göz attım. Genelde konuların çoğunluğunu kirlilik çeşitlerinin oluşturduğunu gördüm. Bu kirlilikler ne derseniz; hava kirliliği, gürültü kirliliği, dil kirliliği, çevre kirliliği,manyetik kirlilik, sağlık kirliliği vs. vs. Buradan da anladığım aynı hayali aynı rüyayı görmek istiyoruz fakat aynı frekansta buluşamıyoruz. Ben en büyük sıkıntının hava kirliliği olduğunu söylerken kendim bahçede elime geçen lastik, pet şişe, naylonu poşetleri yakıyorum ve arkasından hava kirliğinden şikayet ediyorum. Motorumun egzozunu açıp dumanlar çıkartarak etrafı rahatsız ediyorum arkasından gürültü kirliliğinden bahsediyorum. Evimdeki müzik setini sonuna kadar açıyor, arkasından düğünlerde konvoylardaki kornalardan şikayet ediyorum yüzlerce örnek verilebilir. O zaman kimi kime şikayet ederek sızlanmaya çalışıyoruz. Çok sevdiğim bir aile bana suların israfından şikayet ederken, eşi evin önünde saatlerce açık kalan su ile halı yıkıyor bu ne perhiz demeyeyim de ne diyeyim. Kirlilik hangisi olursa olsun elbette arzu edilmeyen bir durumdur. Kendi ellerimizle doğayı yok ediyoruz, gelecek nesil’e bırakabileceğimiz bir emanetimiz yok diye yıllardan beri yazıyoruz ve gelin hep beraber bu kirliliğe son verelim diye bir araya toplandığımız zaman katılımcı sayısı neredeyse bir elin parmakları kadar ancak oluyoruz. Çevre günü kutlamalarında gelen öğrenci kardeşlerimiz saymazsak inanın protokol haricinde katılımcı sayısı elliyi geçmez. Gerçekten yazıktır. Bakın kirlilikle ilgili bilim adamlarının söylediği sözler ürkütücü boyuta gelmiş olup, yakın bir zamanda aşağıdaki şartları yaşamak zorunda kalacağımız belirtilmektedir.
1 - Su kaynakları kuruyacak. Yakında "su" elmastan ve altından daha değerli olacak.
2 - Atmosferde soluyacak oksijen kalmayacak. Soluduğunuz hava için çok büyük vergiler ödemek zorunda kalacağız.
3 - Bitki örtüsü tükenecek. Çocuklarımız ağacın ve çiçeği görmek için Ağaç ve Çiçek müzesine gidecek.
4 - Sürekli hiç dinmeyen fırtınalar olacak.
5 - Ya güneşten Kavrulacak, ya da soğuktan donacağız.
6 - Tarım ve bitki alanları kuruduğu için, yapay ürünlerle besleneceksiniz. Ve bütün çabamız gıda ve su satın alabilmek ve "Yaşamda" kalabilmek için olacak.
7 - Su az olduğu için bağırsak deri ve her türlü hastalık artacak. Ozon tabakası ve atmosferin diğer tabakalarının zarar görmesinden dolayı kanser ve diğer hastalıklar çoğalacak. Ve insan ömrü kısalacak.
8 - Bütün bunların üzerine az gıda az su ve diğer nedenlerden dolayı paylaşım sorunları çıkacak. Ve asayiş konusu çok önemli olacak. İşte o zaman gerçek anlamda dünyada savaş çıkacak. Varolma Savaşı
9 - Silahlanma ve silah teknolojilerine yatırım artacak.
10 - Hayvan türleri hemen hemen bitme noktasına gelecek.
11 - Şu andaki lüx tüketimin hepsi yasaklanacak. Çevreye olan zararlarından dolayı.
12 - Sade bir şekilde yaşamayı ve var olmayı zorunlu olarak ve silahların gölgesinde öğrenmek zorunda kalacağız. ( Küresel bilinç değişim gurubu)
O zaman sevgili dostlar öncelikle gerçek anlamda kendimiz dürüst olmasını öğrenmek zorundayız. Bir anlamda iki yüzlü olmaktan vazgeçmek zorundayız. Bunu Mevlana’nın bir sözü ile yazmak istiyorum “Ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol “ Yaşadığımız sıkıntıları dile getirirken kendimizde taşın altına elimiz sokmalıyız. Sadece yaşadığımız sıkıntıları şikayet ederek değil, kendimizin ne yaptığına bakarak adımlarımızı kendi yaşam çizgimize göre değil, toplumun refah seviyesi geleceği ve huzurunun var olması için atmasını bilmeliyiz. Rabbena ,hep bana diyerek egoistliğimize devam ettiğimiz müddetçe bu yolda yaya kalacağımızı bilmemiz lazımdır. Lütfen gelecek nesillere diye başladığımız hitabelerin gerçeklere uygu olması ve bunu gönülden isteyerek ,”atalarımızdan emanet aldığımız bu mirası, gelecek nesillere aynı şekilde bırakmalarıyız “ realitesine inanıyorsunuz hareketlerinizle ve yaşam biçimi ile de bunu desteklemenizi arzu ediyorum. Gelecek haftaki yazımı buradaki gözlemlerim ile yazacağımdan, biraz tatil kokuyor olacaktır. Hepinize en derin selam ve sevgilerimi sunar, iyi bir hafta geçirmeniz dileği ile mutlu yarınlar dilerim.
Bu yazı 679 kere okundu.
|