|
Tüm gönül dostlarıma en içten dileklerimle sevgilerimi sunarak merhaba demek istiyorum. Sağlık, sıhhat ve afiyet içerisinde sizlere seslenebilmek her hafta sizlerle beraber olmak bana son derece keyif veriyor, umarım aynı keyfi siz dostlarımın da aldığını hissetmek benim için yazılarıma apayrı bir mutluluk katıyor. Sevgili dostlar geçenlerde bir dostumla sohbet ederken kendisine çok sevdiğim civcivimin öldüğünü, çok üzüldüğümü değişik kelimelerle ifade ederken, arkadaşımın bana verdiği cevap “ ne olmuş ya, sonuçta hayvan değil mi insan bile ölüyor bu kadar üzülmeye değer mi boş versene “ demesiyle sanki bir anda dünyam kararmış gibi oldu. Bizim anlamadığımız konu şudur. Kuranı kerimde bile hayvanlar ümmet olarak kabul edilmektedir. Kurana bu gözle baktığımız zaman hayvanlara verilen önem farklıdır. Hatta bazı ayetlerde rabbimiz hayvanları anlatırken insanların ihtiyaçlarına cevap verdiği yönleri öne çıkararak etinden, sütünden, derisinden, tüyünden istifade ettiğimizi bunun yanında ekonomik olarak ta büyük kazanç kapısı olduğunu bildirmektedir. Yine ayetlerde hayvanların insanlara, tabiata ve çevreye güzellik sergileyen birer mutluluk sembolü oldukları belirtilmektedir. Tv’de bu akşam bu yazıma başlamadan önce çok güzel bir belgesel seyrettim.”Türkiye kuşları” diye olağanüstü güzel çekimler ve görüntüler vardı, herkesin bunu izlemesini çok isterdim. Bu görüntüleri izlerken bile insanı heyecanlandırıp, acaba bunların nesilleri tükenmeden gelecek nesillere aktarılabilecek mi, görebilecekler mi diye kendi kendime düşünmeye başladım. İzlediğim belgeselde daha düne kadar ovaların her yanında öten bülbüller, kınalı keklikler, bıldırcınlar nerdeyse tükenmeye başladı denecek derecede maalesef azaldı. Hayatın ve tabiatın güzelliğine katkı sağlayan, şairlere ilham kaynağı olan, şarkıların güftelerine, bestelerine konu olan bu hayvanlar adeta ülkemizin her yanına serpiştirilmiştir. Bazı yerlerde bu kuşlar doğal hayat tarafından kontrol altına alınmış, bazı bölgelerde ellerindeki teyp ve benzeri avlanma aldatma aletleri ile kalleşçe avlanarak soyları tüketilmeye devam edilmektedir. Sevgili dostlarım bazılarımızın nefret ettiği arılar bile felçli insanlarımızın yürüyebilmesi için tıpta yeni bir ilaç olmaya başladı. Bazı hastaların kendilerini bile bile arılara sokturttuklarını, arının zehrinin doğal bir antibiyotik olduğunu, vücudun buna farklı bir tepki vererek harekete geçtiğini gözlemlemeye başladık. Arı bir hayvan deyilimidir? Aynı hayvan seracılıkta doğal olarak dölleme içinde kullanılmaktadır. Yine o hayvanın balından hepimiz istifade etmiyor muyuz ? Peki o arıcıkların 40.000 tanesi 1 kg balı yapmak için altı milyon çiçeği dolaştığına bakıyor muyuz ? tabii ki hayır. Bal en besleyici ve şifalı bir yiyecek olarak görüyoruz o kadar, peki sütü, eti farklımı görüyoruz yine ona da hayır. Peki bunları yapan hayvan değilmi, ? nasıl oluyor da boş ver hayvan nasıl olsa diyebiliyoruz anlayamıyorum. Geçenlerde bir dostum bıldırcın yumurtası nasıl bulabilirim diye sordu , bende kendisine neden gerek duyduğunu sorduğumda astımdan, ciltlerin bakımına kadar bir çok faydasını okuduğunu ve şaşırıp kaldığını ve şimdiye kadar nasıl araştırmamışım diye hayretini gizleyemiyordu. Doğada bıldırcın kaldı mı, maalesef hayır. Yine bizlerin türlü akılsızlıklara nitelediği ve hamallık yaptırdığımız eşek, yaratılanların içerisinde en güzel gözlere sahiptir. 2006 yılında Fransa da yapılan araştırmalara göre eşek sütünün protein bakımından en zengin süt olduğu kanıtlanmıştır. Eşek sürekli temiz yere bastığı ve yüzmesini bilmediğinden, dibini görmediği suya girmiyor olması nedeni ile deveyi, eşeğe çektirirler. Bu ,şu anlama gelmektedir: Bilindiği gibi deve bir yük hayvanıdır. Yüzmesini bilen bir hayvana çektirildiğinde, çeken hayvan yüzmesini bildiği için,derin sulara da girer.Deve de onu takip edeceğinden,hem sırtındaki yükler ıslanır hem de deve boğulur. İşte bu sebepten dolayı deve’yi, eşeğe çektirirler. O zaman neden birbirimize kızdığımızda bu kelimeyi kullanırız bilemiyorum.
Sevgili dostlarım biz insanların algılamak istemediği veya kabullenmediği bir konu var, hayvanları korkmaz, üşümez, canı yanmaz, üzülmez, insanlarının emirlerine baki olmuş, hizmetçi adeta birer haşereymiş gibi sıradan varlık gibi görüyoruz, oysa hayvanlarında duyguları , sevinçleri, üzüntüleri vardır.Geçen hafta bir gazetede ,bir köpeğin arkadaşının öldükten sonraki başında bekleyişinin ve ona öylece üzüntülü bakışının resmi vardı ki belki ben kendi penceremden baktığım için iliklerime kadar titredim. Oysa yapılan çalışmalarda hayvanlarında tıpkı insanlar gibi acı çektikleri, empati besledikleri, yas tuttukları ve karşılık beklemeden zorda kalanlara yardım ettikleri tespit edilmiştir. Kendim yıllardan beri hayvanlarla ilgili bir çok kitap okusam da, belgesel seyretsem de hala daha bir çok yönlerini yeni görüyorum.
Lütfen “Hayvan deyip geçmeyin.” Onlar; bizlerden çok daha fazla duygulu ve çıkarsız sevgi taşıyorlar. Onlardan alacağımız çok ders olduğunu düşünüyorum.
Bu arada biz de artık kötülere “ insanoğlu insan” diyoruz…..
Gelecek haftaki yazımızda buluşuncaya dek şen ve esen kalın sevgili dostlarım.
Bu yazı 662 kere okundu.
|