|
Tüm gönül dostlarıma en içten ve samimi duygularımla Merhabalar !.. Sevgili dostlarım bu haftaki yazımızı biraz değişiklik olsun diye yüce rabbimin bizlere bahşettiği nimetlere ve rızıklara ayırmak istedim. Geçenlerde basın organlarımızda yer alan haberlerde ülkenin birinde Tonlarca domatesle sırf zevk olsun diye domates savaşı yapıldığını, yine diğer bir ülkede yumurta kırma yarışmalarının düzenlendiğini üzülerek okudum, neden üzüldüğümü sorarsanız tabii ki zevk için yiyeceklerin ve nimetlerin eğlence olsun diye heba edilmesidir. Sırf insanlar mutlu olsun diye insanların yemek için bulamadıkları tonlarca erzakın başında kahkahalar atılarak güya kendilerini mutlu ediyorlar. Sevgili dostlarım Somali, Nijerya, Pakistan, Haiti, Kongo Cumhuriyeti… vb ülkelerdeki insanların nasıl açlıktan kırıldığını, bir lokma bayat ekmek için birbirlerini nasıl öldürme noktasına geldiklerini hatırlamanızı istiyorum, yerel televizyon haberlerinde bunu çoğumuz acı ve üzüntü ile seyrettik. Ortaya çıkan resim ne kadar korkunç ve yazık, utanılacak bir durum! Bizim ülkemizde de ki vatandaşların yaptığı israfta bunun bir benzeri olarak çokta farklı değil. Dünyada her saniyede açlıktan ölen yüzlerce insan var .Geçenlerde bir iş toplantısı nedeni ile gittiğim otelde açık büfe yemek hizmeti sunulmakta idi, bazı inanlar yiyebilecekleri kadar yemek alırlarken, bazıları da tabağı alabildiğince doldurarak, çoğuna elini bile sürmeden geri bırakıyorlardı, hatta arkadaşlarımdan birisine neden böyle bir şey yapma ihtiyacı duyuyorsun diye sorduğumda ise ben nasıl olsa bunun parasını ödüyorum diye karşılık verdi. Yine geçenlerde bir internet sayfasında yaptığım araştırmada şu satırlara rastladım,” yapılan bir araştırmaya göre, yıllık 45 milyar adet ekmek üretiliyor, ve bunun 4 milyarı israf ediliyor, çöpe gidiyor. “ Hiç düşündünüz mü? Yıllık 4 milyar ekmek kaç kişiyi doyurur acaba, akli sakin olarak oturalım yaşadığımız şehrin insan sayısını düşünelim ve israf edilen ekmek ile kaç gün karnımızı doyuracağımızı orantılayalım.
Yine aynı araştırma, bu israfın yıllık 700 milyon dolar, yani yaklaşık 1 milyar YTL’lik kayıp anlamına geldiğini söylüyor. Eski para karşılığı bir trilyon ediyor. Bu para bize dışarıdan veya gökten hibe olarak israf etmemiz için gönderilmiyor sevgili dostlarım böyle bir şeyi yapmaya vicdani hukukumuz nasıl müsaade ediyor anlamıyorum. Tabii bizdeki israf daha bununla da kalmayıp, elektrik su,enerji diye sıralanarak çok çeşidine rastlayabiliriz. Burada hiç birimiz buna bende dahil israf etme lüksü gösterdiğimiz bu elektrik, enerji, ekmeklik buğday nasıl elde ediliyor, yetiştiriliyor, zorumu dur, kolayımıdır diye düşünüyor muyuz maalesef hayır. Bakın ilçemizde her hafta yaklaşık beş Pazar kurulmaktadır. Şahsım olarak bende bu pazarların en az ikisine alış veriş için giderim. Hiç birimiz pazara giderken evdeki eski poşetleri alarak, yenisini tüketmeden, tüketilecek poşetlerin çevreye verdiği zararı düşünerek mantıklı davranabiliyor muyuz, yine cevapların bir çoğunda hayır olacaktır. Sevgili dostlarım bakınız bir günlük ekmeği bayat diye yemeyip, sabah annesini veya babasını bakkala, fırına gönderen bir çok insan tanıyorum, işin en vahim yanı bu israfa aile olarak büyük katkı sağlıyoruz. Ne acıdır ki tasarruf tedbirlerinin alınma vaktinin geçtiği bir dönemde bizler daha da israfın boyutunu büyüterek, açlığa ve sefalete karşı hızla yelken açmaya devam ediyoruz. bizim dinimizde çok güzel bir söz vardır ;komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir diyor.Şöyle bir etrafımıza da baksak da biraz bunlardan ders almasını bilebilsek diyorum.
Elin Çinlisi bir tane pirinci atmazken bizler ise her gün kamyonlarca ekmeği çöplere atıyoruz. Bizler Türk milleti olarak kurtuluş savaşında bir lokma ekmek , insanların ayağına giyecek bir çift çarık bulamadıklarını okurken veya atalarımızdan dinlerken gözlerimiz ağlamaktan kan çanağına dönüyordu. Öyle ise israfı bir kenara atarak geleceğimiz diye bahsettiğimiz çocuklarımıza geçmişimizi unutturmadan israftan vazgeçirmeyi öğreterek yatıp kalkıp bugünlerimize şükredelim. Bizim burun kıvırarak yemediğimiz ekmeklere, yemeklere dünyadan Bir milyar insan taliptir. Bakınız Prof.Dr. Saffet Solak bir yazısında şunu anlatıyor ; Amerika da mastır yaptığım yıllarda,çalıştığım üniversitenin yemek salonu açık büfe şeklindeydi. Herkes dilediği yemekten istediği kadar alabiliyordu. Yemekhanenin kapısında *"Take what you need. Eat what you ake" (Yiyeceğin kadar al, aldığını da ye)* diye yazmakta idi. Yine bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşı,tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım; denemek için dedim ki:"Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyorsun? Bırak tabakta kalsın. "Çinli arkadaşın verdiği cevap çok düşündürücüydü:
"Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse, Çin nüfusu ile çarp bakalım,kaç ton
pirinç yapar? Biz kalabalık bir ülkeyiz, israf etme lüksümüz yoktur." dedi.
Yine denemek için dedim ki : "Şu anda Çin de değil Amerika dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin i değil,Amerika yı zarara uğratacaktır". Bu sözlerim karşısında güldü ve şöyle dedi :
"Yaşadığım ülke olan Amerika yı bu şekilde zarara uğratmak onurlu bir davranış olmaz."
Sevgili dostlarım bir gün, bir parça bayat ekmeğe bile muhtaç olabileceğimiz gerçeğini unutmamanızı istiyorum. Gün gelir, elimizdekinin kıymetini bilmezsek var olanı da kaybederiz. Asıl ve akıllı olanı kaybetmeden elimizdekilerin kıymetini bilmektir.
Gelecek hafta buluşuncaya dek hepinize sağlık ve mutluluk dolu bir hafta geçirmenizi, diliyorum.
Bu yazı 671 kere okundu.
|