|
Geçtiğimiz yıllarda Eskişehir Çatacık Ormanında koruma altında olan geyiklerden en yaşlı 6 tanesinin ihale yapılarak yurtdışından gelecek olan "av turistleri" tarafından para karşılığında vurulacağı haberini aldığımda gözümde beni çok etkileyen bir fotograf canlanmıştı. O fotografı her etkinliğimizde kullanırız. Çanakkale Deniz Müzesi’ndeki fotografta yer alan askerlerin arasında iki köpek bir de geyik de bulunmaktadır. Fotograf çekildikten kısa süre sonra şehit olan askerlerimiz, savaşın tüm yokluğuna rağmen asla bu geyiği kesip yemeye kıyamamışlar, o guc kosullarda ve durumdayken dahi,diger canlılara saygı duyabilmiş bir anlamda umutlarını kaybetmemişlerdi. Karaca ve Kızıl Geyiklerin avlanması yasak. Ama “yaşlıların “ ihale ile öldürülme izni devam ediyor. Yine Eskişehir Çatacık Ormanlarında yaşayan yaşlı geyiklerin “dengeyi koruma adına “ 10 adedi için ölüm izni çıktığı haberini aldık. Sevgili Ece Bilgin ‘in her satırına katıldığımız yazısı ile biz de “ şehitlerimizin kanı sızlamaz mı ? diye soruyoruz.
Bir haftadır Eskişehir’de bir geyik muhabbetidir gidiyor. Gazeteler haber olarak geçiyor, köşelerde yorumlar yapılıyor. Nedir özü? Eskişehir Çevre ve Orman Müdürlüğü Doğa Koruma Milli Parklar Şube Müdürü Turan Tosun kanun gereği(!) ormanlık alanda yaşayan 10 yaşlı geyiğin yıl içinde açılan ihale ile sekizi yabancı ikisi Türk avcı tarafından vurulmasına izin verildiğini belirterek, “Her geyiğin fiyatının 12 bin TL civarında” olduğunu açıklamış.
Hal böyle olunca doğal olarak birileri düşünüyor, “Ohhh..bir yılda 120 bin TL gelir, hiç te fena para değil, belli yüzdesi de oradaki orman köylüsünün cebine girecek”. Birilerinin ise tetikteki parmakları kaşınıyor, “Ne etsek de para ayarlasak, o iki şanslı Türk avcısından birisi olsak” diye.
Bizim gibi can savunucuları ise hayretler içinde, bin bir özenle bakıldığı, büyütüldüğü beyan edilen bu canların üç kuruşa, sekizi yabancı olmak üzere on avcıya, hangi kritere göre yaşlı sayılıyorsa artık, peşkeş çekilmesine şaşıp ta kalıyor.
Turan Tosun bey anlatmış geyiklerin başlangıç hikayesini. 1987 yılında bir öğretmenin Çatacık’ta bulup getirdiği, orman işletmesine verdiği dişi geyiğin sütle beslenip büyütüldüğünü, ardından orman görevlilerin de bir yavru geyik bulmasıyla bu iki geyiğin çiftleştirildiği istasyondaki geyik sayısının 37’ye ulaştığını ve bu canların yörenin simgesi olduğunu.
E sonra? Besle, büyüt, at 12 bin TL’ ye yabancı avcının önüne! Adamlar ABD de, Danimarka da, İspanya, Almanya’da geyik bulamamışlar herhalde, “Türkiye’de nasılsa her şeyin ucuz olduğu gibi avlanma da sudan ucuzdur, biz gidelim orda vuralım geyikleri” mi demişler? Yani asıl talepler bu ülkelerden oluyormuş da.
Ülkemizin satılmadık nesi kaldı diye bu arada kafama takılıyor; madenlerimiz, iletişim, su kaynaklarımız, dağ, taş, golf sahaları açacağız, lüks villalar yapacağız diye ormanlarımız, bankalarımız (kusura bakmayın karman çorman oldu, son günlerde torba yasası fazla gündemimde de ona öykündüm sanırım). Şimdi de av hayvanlarımız. “Ne olacak canım, üç beş geyik! Siz yazın, çizin, önemli olan para, para, para!” diyor bazıları eminim. Baksanıza gazetenin birisi “Yaşlı geyikler gelir kapısı oldu” diye başlık atmış. Gün gelir birileri talep edip de, “Yaşlı insanlarınıza bilmem şu kadar bedel biçtim, hadi verin bize!” der de ülkede yaşlı nüfusu bir anda sıfırlanır diye de korkmaktayım açıkçası.
Evet, bunlar bugünün yaşananları. Şimdi gelelim başlığımın hikmetine. Önümde bir fotoğraf karesi; siyah beyaz, eski, silik, dikkatlice bakıyorum, bir savaş anısı. Çanakkale’de çekilmiş. Bir tabur; askerler, silahları ellerinde. Çok belli, hani şu “Çanakkale geçilmez” destanını yazmaya hazırlanıyorlar. Ön sıraya bakıyorum dikkatle, aralarında üç tane insan dışı can. İkisi köpek, birisi geyik, onlarla birlikte poz vermişler objektiflere. Hadi köpekleri anladık da geyiğin ne işi var ki onların arasında? Ama öyle işte, o da onlarla birlikte. Belli belirsiz, boynunda tasma, ucunda bir süs, biblo gibi güzel.
İçim eziliyor, düşünüyorum ister istemez; bu askerler, o tarihte düşmanı, yabancı işgalini durdurmak adına canlarını veren kahramanlar, kaç yıl sonra ülke topraklarındaki torunlarının, rahat içinde yaşarken, üç beş kuruşa şimdi onların aralarındaki o güzel geyik gibilerini yabancıya av yapacaklarını, haraç mezat satılığa çıkaracaklarını bilselerdi ne hissederlerdi acaba diye.
Geyiklerin ortalama ömrü 30 yılmış. Ben şimdi soruyorum, av için kanun gereği(!) kaç yaşındaki geyikleri yaşlı kategorisine koyup avcıya teslim ediyorsunuz? Geçen yıl aldığım bilgilerde altı yaş üzeri deniliyordu. Otuz yıllık bir ömürde altı yaşın üzeri yaşlı mı oluyor bir canlı? Onun yaşama isteği yedisinde, onunda küllenip, sona mı eriyor?
Olmamış, hiç olmamış. Bu av meselesi. çok yanlış, bir an önce dönülmesinde yarar var. Ama sizler diyorsanız ve düşünüyorsanız, “Ne geyik yapıyorsun? Sen yaz, çiz, biz turiste sunuma devam ederiz. Bir de bunu kanunun kılıfı içine geçirdik mi, sizinki sadece geyik yapmak olur.” İşte o zaman şehitlerin kemiklerini de sızım sızım sızlatıyorsunuz derim. (Ece Bilgin)
Bu yazı 766 kere okundu.
|