|
Tüm dostlarıma, sevgili okurlarıma ve değerli çevre dostlarıma en içten selam sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum. Sevgili dostlar, bizler elimizden geldiği kadar çevre, doğal yaşam ve çevre dengesi ile ilgili yazılarımıza örnekler vererek sıklıkla bahsediyoruz. Çünkü bizlerin çevrecilik ve doğal yaşama saygı anlayışı, gelecek nesillere bırakabileceğimiz emanete ihanet etmeden bırakma çabasıdır. Bilim adamlarının her zaman söylediği gibi, küresel ısınmanın son 50 yılda insan eliyle arttığını ve asırlarca süreceğini resmen ilan ettiler. Buna göre Türkiye, küresel ısınmanın etkilerini en şiddetli yaşayacak ülkeler arasında ve bu etkilerin en önemlilerinden biri de muhakkak ki kuraklık. Su konusu gündeme gelince iliklerime kadar buz gibi oluyorum. Özellikle altını çizerek ve alınanların olacağını bile bile doğru bildiğim, gördüğüm gerçekleri yazmasam kalemime ihanet etmiş olurum. Su konusunda, kamu lojmanlarında ki savurganlık maalesef bitmek bilmiyor. Bakın nereye giderseniz ve hangi lojmanın önünden geçerseniz geçin ya kapının önünde hortum çeşmeye takılmış ve sonuna kadar açık vaziyette boşa akan suyla yıkanmaya çalışan bir halı veya battaniyeyi, her zaman için görmeniz mümkün olduğu gibi, aynı suyla evin bahçesine çekilen araçların yıkandığını ve aynı suyun yola boşa aktığına şahit olabilirsiniz. Eskiden lojmanların önlerine iki karık domates biber dikilirdi ve akşamdan sular açık bırakılır, sabahleyin kapatılırdı. Ehh bir nebze olsun bunları yaza yaza kurtulduk derken halı, kilim, araç yıkamaları ile baş edememeye başladık. Ben bu konuyu biraz da hani çöplerini gelişi güzel atarak nasıl olsa çöp vergisini veriyorum diyerek ortalığı kirleten şarlatanlar varya,onun misali suları da herhalde nasıl olsa lojman kirasını ödüyorum, istediğim gibi kullanırım diyebilen yarını düşünemeyen, sadece içinde bulunduğu günü yaşamaya çalışan insanlarla bir arada yaşamaya çalışıyoruz.Geçen hafta emekli olarak Lojmanı terk eden bir arkadaşımın bana ilk tavsiyesine bakın “ Aman haaa, vallahi sitenin bol bol suyunu çok özlüyorum” tabii bunu sadece lojmanlar için değil “ suyun tonu kaç para ki amaaannn boş ver diyen insanlar içinde geçerlidir. Mademki her şeye bir kampanya yapılıyor önemine dikkat çekiliyor ise neden “Suyuna sahip çık, boşa harcama ,harcatmayalım” diye bir kampanya düzenlenerek israfa odaklanılmıyor.Bugün su konusunu yazarken Sivil toplum örgütleri Genel Merkezinden “Ben bir su damlasıyım” adlı güzel bir mail aldım. Bu yazı teknik olarak tam hislerime tercüman olmuş ve güzel mesajlar vermiş olup bende bunun bazı satır aralarını sizlere aktarmak istedim.
“Ben bir su damlasıyım. Her ne kadar künyeme 2 hidrojen 1 oksijen yazsanız da ben sizin her şeyinizim. Gücüme gidiyor beni bu kadar ucuz görmeniz, sudan ucuz demeniz. Ben olmasam siz
nasıl yaşarsınız diye düşündünüz mü hiç?
Yağmurlu bir günde meydana gelmişim her su damlası gibi. Beni dünyaya getiren olayı
anlatayım sizlere öncelikle. Eksi yüklü ve artı yüklü bulutlardan bahsederler ya hep sizlere,
işte birbirine sevdalı iki yüklü bulutun aşkıyla başlar hikâyem. Gökyüzünde karşılaşır annemle
babam. Ama biraz çekingen davranırlar ilk buluşmada; henüz hazır değillerdir. Sizin gözünüzle
bulutlar hazır değildir henüz yağmurunu bırakmaya. İlk gün yoğunlaşma ve buharlaşma
gerçekleşmiştir. Aradan sekiz gün geçmiştir. Binlerce su tanesinin rüzgârın da yardımlarıyla
birleşerek su damlasını oluşturması, milyonlarca su damlasının birleşerek bulutları oluşturması
ve gökyüzünden yeryüzüne yolculuğa çıkma sürecidir bu sekiz gün. Sizin dokuz ay anne
karnında geçirdiğiniz süre gibi yani. Sekiz gün sonunda artık hazırdım dünyaya gelmeye.
Ve yarım saatlik bir yolculuktan sonra dünyaya ilk adımımı atmıştım. Önce bahçenize, tarlanıza
diktiğiniz bitkilere can oldum, sonra yemekten sonra cam bir bardağın içinde sizlere yudum.
Kaynayan çaydanlıkta keyfiniz oldum, yüzmeye gittiğiniz havuzda eğlenceniz. Su savaşlarında
çocukların oyuncağı oldum, kirlenen vücudunuza derman oldum. Sonra bir baktım damla damla
tükendim; her şeydim hiç oldum. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı anlayamadığım. Hızla
tükeniyordum farkında değildiniz. Önce derelerde tükendim, sonra göllerde. Dereler barajları
dolduramaz oldu, göller kuşları barındıramaz. Bitkiler bir türlü yeşeremez, kuşlar bu memlekete
gelmez oldu. Taneciktim birleşip damla oldum, damlaydım toplanıp bulut oldum, yüklendim
yağmur oldum, dünyada indim cahilliğin pençesinde susuzluk oldum. Söyle insanoğlu şimdi ne
oldum!
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın
yenemeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Ey evlat! (Kızılderili atasözü )
Son ırmak kurumadan, son ağaç yok olmadan, son balık ölmeden, anla artık kıymetimi.
Duy! Su yoksa toprak yok! Dinle! Su yoksa hayat yok! Öğren! Su yoksa yaşamak yok! Öğret
büyüklerine! Su yoksa sen yoksun! Anlat onlara! Paradan daha kıymetli olduğumu anlat.
Tasarruflu olmaları gerektiğini anlat! Git onlara anlattıklarımı anlat! Beni anlat! Suyu anlat! Anlat
Hepinize neşeli ve sağlıklı mutlu günler diliyorum. Hoşça kalın.
Bu yazı 1095 kere okundu.
|