|
Güzel bir hafta başında değerli okurlarımla beraber olmanın mutluluğu içerisinde Hepinize merhabalar diyerek bu haftaki konumuza başlamak istiyorum. Sevgili dostlarım, ne zamandan beri dikkatimi çeken ve artık bu hafta “beni yazmaya geç kaldın “ dercesine tekrar karşılaştığım bir olay neticesi yaptığım araştırmaları sizlere anlatmaya karar verdim. Para hepimizin bildiği gibi günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Hepimiz günde en az iki veya üç sefer para ile temas ederiz. Para için dünyanın en pis şeyi olduğunu söyleyenler aslında doğru söylemişlerdir. Günde yüzlerce elden ele geçerek yer değiştiren paralar bakteri yuvasıdır. Bakınız, geçenlerde ekmek aldığım fırın sahibi bir müşterinin ekmeğini kestikten sonra para üstünü verdikten sonra aynı elle benim ekmeğimi de vitrinden alarak kesip bana verdi. Ben o ekmeği yemeden ıslayıp tavuklara verdim. Bir başka ekmek satan yere vardığım zaman birkaç müşterinin ekmeği elleri ile tazemi bayat mı? Diyerek sıktıklarını gördükten sonra oradan da almadan geri döndüm. Aslında o güne kadar aldırış etmeden aldığım ekmek nedense o gün beni farklı bir şekilde rahatsız etti. O akşam yemeğimi dışarıda yedikten sonra sabahleyin arabam ile temizliğine inandığım başka bir dükkâna gittim, hemen arkada güzel bir yazı gördüm “ ekmeği elle değil, gözlerinizle seçin “ bu söz çok hoşuma gitmişti. Satıcının elinde beyaz eldiven vardı ve çok temiz gözüküyordu ki bu seferde yan tarafta sigara kokusunu duydum. Söyleyecek bir şeyim yoktu ve bakterilere de mikroplara da teslim olmuştum, çünkü başka deneme şansım kalmamıştı. Bunun örneklerini simitçiler, pastaneler, seyyar satıcılar, Pazar yerlerindeki gıda alış verişi yapılan yerler, manav tezgahları hepsi düşünülebilir. Yani birinden kaçsak diğerinden kurtulma diye bir şansımız yok. Parayı aldığın zaman cebine de koysan, cüzdanına da koysan, vücut ısısı ile birleşen parazitlerin çabucacık üremesi için ortam oluşturmuş oluyoruz, keza aynı şekilde cebimize de koysak burada da değişen bir şey yok, aynı şekilde bakterilerin ve mikropların üremesine zemin hazırlamış oluyoruz. Bayanların ellerinde taşıdığı el veya omuz çantalarının içi, dışı da aynı şekilde mikrop nakli için birebir. Geçen hafta internette okuduğum bir yazıda aynen şu ifade yer alıyor, “atm ler para değil, mikrop yuvası gibi” Ankara da atm lerde yapılan kontrollerde 80 incelemenin 78 inde mikroorganizma tespit edildiği,yine İncelemelerin yüzde 15 inde "Non ferment er gram negatif basil", yüzde 8.75 inde "Gram negatif enterik basil" adlı mikroplara rastlandı. Bu mikroplar ancak dışkıda yer alıyor. Tuvalet ihtiyacını gideren bir müşteri ya da bu kirliliğin bulunduğu bir eşyayla temas eden kişi, para makinesi aracılığıyla bu mikrobu yayıyor.Başka bir bankamatikte cilt hastalıkları, abese ve akciğer rahatsızlıklarına yol açan MRSA mikrobu tespit edildi. Makinelerden yüzde 6 sında akciğer rahatsızlıklarına yol açabilecek küf mikrobu ile zatürree ve menenjite yol açabilecek streptecoccus pneumoniae mikrobuna rastlandı vs. Öyleyse bankamatiklere gitmeyecek miyiz? Elbette gideceğiz ama sonunda mikropları düşünerek hijyeni iyi uygulamamız lazım. Sadece bankamatiklerde mi bu hijyen uygulanacak, kesinlikle hayır etrafımızdaki her şey ölümcül hastalıklara yol açan mikroplar için adeta sıra bekliyor, bunlardan aklımıza gelen bazıları, internet salonlarındaki bilgisayarlar, dolmuşlardaki para alış verişleri, uzaktan kumanda aletleri, Çamaşır makineleri, Doğrama tahtaları(Yemeğinizi hazırlarken sebzeleri kesmek için üzerine koyduğunuz doğrama tahtaları tuvaletteki klozet kapaklarından 200 kat daha fazla bakteri içerir. Beklemiş yiyecek kalıntıları bakterilerin en rahat ürediği yerdir.) Cep telefonları, normal telefonlar, su aparatları ve musluklar, spor aletleri ve alışveriş sepetleri gibi daha bir çok tehlike sayılabilir. Lütfen hijyeni elden bırakmayınız ve el yıkama, sabunlama kuralını kendinize alışkanlık haline getiriniz.
Gelecek hafta başka bir konuda buluşuncaya dek hepinize güzel bir hafta geçirmenizi temenni ediyor, Sevgiler sunuyorum.
Bu yazı 731 kere okundu.
|