|
Hepinize güzel bir hafta geçirmeniz dileği ile sevgilerimi sunarak bu haftaki yazıma başlamak istiyorum. Sevgili okurlar biz basın mensuplarının, habercilerin amacı doğru bildiğimiz veya gördüğümüz olayı vatandaşımız ile paylaşmak, ilgililere dikkat çekmek, sorunun giderilmesi için çaba sarf etmek ve kalemimizi objektif olarak kullanmaktır. Yazdıklarımıza katılan da olur katılmayıp eleştirende olur biz bunların hepsine nezaket kuralları çerçevesinde saygı duymasını da biliriz. Şimdi gelelim ana konumuza; geçen hafta içerisinde havadaki kömür ocaklarından çıkan azot gazının aşırı rahatsızlığından dolayı neredeyse her akşam uykumu almadan sarhoş gibi işe gittim. Bu olayı paylaştığım her arkadaş aynı konudan aşırı derecede rahatsız olduklarını, bırakın yatmayı neredeyse nefes alamaz duruma geldiklerimi ifade ederken yüzlerindeki öfke ve gerginlik her halinden belli oluyordu. Geçen hafta sonu ziyaret için gittiğim yönetici bir büyüğümüzle sohbet ederken, son günlerde aşırı şekilde rahatsızlık veren hava kirliliğinden söz edince sohbetimiz biraz uzadı gitti. Konu ile sıkıntı ve rahatsızlık sadece vatandaşı değil, her kesimdeki insanı ilgilendirse de bunun bir kısmını açıkça söyleyenler, söylemeyip kendi kendine homurdananlar ve birde en garibi herkesten çok şikâyetçi olup ta memnun gibi görünen zavallılar var. Peki bu havanın temizlenip, çıkan gazların bertaraf olması için oksijene ihtiyaç var ise ve bu oksijeni sağlayan ağaçlar ve ormanlar da yakılıyorsa, şikayet eden insanlar kendileri hayatı boyunca bir tek ağaç dikmemiş ise hepimizin kaderine razı olmaktan başka çaresi yoktur. Sevgili arkadaşlar yangın helikopteri seyretmekten bıktık, içimiz ağlıyor, Bizim için ağaçlar, hava gibi, su gibi, ekmek gibi ihtiyaç duyduğumuz doğal kaynaklardandır.
Binlerce bitki, hayvan türünün yaşadığı ormanların, ağaçların faydalarını burada tek tek saymakla bitiremeyiz. Her orman ve her ağaç birer oksijen ve yağmur fabrikası gibidir. Bunları bilinçsizce tüketen ülkeler, sadece çölleşmekle kalmazlar, sahip oldukları en değerli şeyi ve en büyük doğal zenginliği de kaybetmiş olurlar. Çocukluk yıllarımda hatırladığım kadar ile her doğan ile ölen için memleketimizde ağaç dikilirdi, hatta bizzat katıldığım duyarlı birkaç arkadaşımın nikâhında nikâh şekeri yerine çam fıstığı fidanı dikilince bir takım olguların ve mesajların anlaşılmaya başlanması adına içimi güzel bir esinti kaplamıştı, oysa şimdi düğünlerde ve eğlencelerde havai fişek atmaktan ve tüm insanları rahatsız etmekten başka yaptığımız hayırlı bir işimiz kalmadı. Sevgili okurlar Soma bulunduğu konum itibarı ile yerleşim yeri birbirinin bağlantısı ve devamı şeklinde sıkışıp kalan bir yerleşim bileşkesine sahiptir, dolaysı ile hava kirliliğinin zararları sadece yaşlı, çocuk, hasta insanlarımız değil normal insanlarımızda aşırı derecede etkilemektedir. Hava kirliliğine neden olan tesis veya işletmelerin ivedilikle denetim ve kontrollerinin yapılarak arıtma tesislerinin ve ölçümlerinin tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir. Soma’daki insanların çoğu solunum yolları ve buna bağlı hastalıkların sıklıkla rastlandığı ilçe haline gelmiştir. Kömür ocaklarındaki bu tehlike bugün yaşayanlar ile birlikte gelecek kuşaklarlıda şimdiden etkileyen hatta doğmamış çocukların gelecek genlerinde kara tehlike gibi karşımızda beklemektedir. Sevgili dostlar, sorun benin, senin, onun değil hepimizin sorunudur. Bugün gerekli oksijen için m2’ye düşen oksijen miktarı hesaplandığında insan başına düşen yeşil alan sayısı yeterli değildir. Soma’da merkezdeki yeşil alan sayısına bakıldığı zaman insanların oturabildiği ne kadar yeşil alan mevcuttur. Benim hatırladığım Koru park, 13 Eylül parkı, gerisinde siz söyleyin. Kömür ocaklarının halkı zehirlemeye göz yumulmaması için bürokratik ve hukuksal yollar araştırılarak, kömür çıkarma kurallarına uymayanılar hakkında yasal işlem yapılmalıdır. Soma’da yaşayan bizlerde konunun çözümü ve dikkat çekmek için tüm sivil toplum örgütleri ile bir araya gelerek çocuklarımızın gelecekte sağlıklı büyümelerini sağlamak adına demokratik kurallara uygun kitlesel bir protesto eylemi yapılabilir. Tabii ki öncelikle halkın önce konu ile hava kirliliğinin sadece Santral bacasından çıkmadığını kirliliğe neden olan olayların kaynaklarını anlatarak bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bizler de yine vatandaş olarak oksijenimizi ve teneffüs yollarını arttırmak için elimizden geldiği kadar çevremizi ağaçlandırarak her vatandaşın görev sorumluluğunda olan var olan yeşilleri korumak için dikkat etmeli ve çaba göstermeliyiz.
Gelecek hafta buluşuncaya dek şen ve esen kalın, sağlıcakla kalın.
Bu yazı 542 kere okundu.
|