|
Selam sevgili dostlarım, değerli okurlarım, hepinize güzel bir hafta olması dileği ile bu haftaki yazıma başlıyorum.
Geçenlerde okuduğum bir haber karşısında dondum kaldım. Söyleyecek söz bulamadım. Çocuklara ;zihinlerinde izah edemeyecekleri konuların anlattıldığı da ya da gösterildiğinde küçük yaşın çözemedikleri ve ayırt edemedikleriyle neler yaşayabildiğini, yetişkin insan olduğunda ortaya çıkabilecek insan profili, aklımdan ve gözlerimin önünden geçti.
Erzurum da küçük yaştaki iki kardeş, köy mezarlığında birlikte oyun oynadıkları arkadaşlarını kazılmış mezara itip üzerine toprak örttü. Enes Sümbül ün annesi evinin önünde oynamakta olan oğlunu köy içinde aramaya başladı.Yaklaşık bir saat kadar oğlunu köy içinde arayıp bulamayan anne köy dışına çıktı. Bu sırada mezarlıkta çocuklardan birinin toprakla oynadığını gören anne oğlunu görüp görmediğini sordu. Çocuk kendisine para verilmesi halinde Enes in yerini gösterebileceğini söyledi. Anne Sümbül ü Enes i gömdükleri mezar başına götürdü. Oğlunu mezarda toprağa gömüldüğünü gören anne çocuğunu toprak altından çıkarttı. Hastaneye kaldırılan Enes Sümbül, yoğun bakıma alındı. Enes’in toprak altında havasız kalması nedeniyle beyin ölümü gerçekleşmiş ve ciğerleri de havasızlık ve yuttuğu toprak nedeniyle tahrip olmuştu. Doktorların bütün müdahalesine rağmen küçük çocuk kurtarılamadı.
Çocuklar “mezarcılık “ oynadıklarını söylediler. Ölen çocuk 2 yaşında diğerleri 4 ve 5 yaşında idiler.
Kurban kesilirken çocukların izlememesi gereği uzmanlarca söylenir durur. Bunu söyleyenler ya da savunanlar - ne ilgisi varsa- din düşmanı gibi gösterilir. Çocuk kendi oyun ve düş dünyasında büyüklerden örnek aldıklarını uygular.Televizyonlardan , filmlerden izledikleriyle de örnek aldıklarını süsler. Başlarda bilinçsizce yapılanlar daha sonra normal aktivite haline gelir. Suç ve şiddetin tırmandığı toplumlarda bu tırmanma tesadüf değildir. Özellikle çocuklar, çocuk denecek yaşta insanlar arasında , çocuğa, hayvana, kadına özetle güçsüze karşı gittikçe tırmanan bu şiddeti artık yaşadığımız bu topraklarda görüyoruz.
Bir takım şahsiyetleri karşılamada, temel atmalarda, yeni ev, araç satın almalarda, açılışlarda bir kan akıtma merakı almış başını gidiyor.Kesilen hayvanın eti de bahane. Yapılanlar amacını aşmış durumda Malzemeyi çalanlar, hız sınırını aşan sürücüler yetiştirdiğiniz sürece tonlarca kan akıtsanız da yıkılan binaların altında , yollarda can verenler kurban olmaya devam edecektir. Alışsınlar deyip kan akıtmayı gösterenler yaptıklarının bir süre sonra yakılmaya, yıkılmaya mahkum olacağını anlamalılar.
Daha önce de belirttiğimiz bazı gerçekleri bir kez daha gündeme getirmenin gereğine inanıyoruz. Araştırmalar ; et tüketiminin fakirliği , açlığı önlemediği bilakis yoksulluğun aç insanın çoğalmasına sebep olduğunu göstermektedir.
Yurt dışından getirilen küçük-büyük baş hayvanların taşınma koşullarının kötülüğü, hayvanları çektiği ızdırabın yanı sıra kesilinceye kadar yaşadıkları,kesilirken yaşattırılan acı, korkuyu hangi insan tam anlamıyla bilebilir. Gözlerindeki dehşeti bir parça da olsa onlarla empati kurabilenler okuyabilir.
İnsanoğlu çok daha kısa bir süre içinde beslenme şeklini değişmek zorunda kalacaktır. Ya lezzet ya da YAŞAM arasında tercihte bulunacaktır. Bu yaşam her ne kadar kendi yaşamı olsa da yaptığı tercih diğer canların en tabii hakkı Yaşam haklarını etkileyecektir.
“SEVGİNİN OLDUĞU YERDE HAYAT VARDIR” ( Mahatma Gandhi ). Çocuklara hayatı devam ettirmenin yolu kan akıtmayı izletmekle öğretilmez.
Öyle olsaydı ; Muğla’nın Milas ilçesinde ,terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri bölümünde yaşayan Kore gazisi 80 yaşındaki Muharrem Topçu açlık ya da soğuktan ölmez, .cansız bedeni ölümünden üç gün sonra bulunmazdı. Bayram dönüşlerinde yollarda,Sel felaketlerinde , yer sarsıntılarında malzemesi çalınmış çürük binaların altında binlerce kişi can vermezdi.
Bir çiçeği kopartmadan karşıdan seyredebilmek , önüne koyduğunuz taze suyla kavurucu susuzluğunu gideren bir hayvanın ferahlığını hissedebilmek,bir kuşun gübresine pislik değil düştüğü yerdeki otları besleyen bir besin maddesi olarak bakabilmek, yavruları alınmış bir anne kedinin arayış çığlıklarını duyabilmek, Bir düzen içinde yaratılmış doğada ki her şeye sevgi ile yaklaşmak, toprağın içini oyarak toprağın havalanmasını sağlayan bir solucana tiksinmeden bakabilmek kısaca her canlının bir yaradılış görevi olduğunu bilmek,onlarda yaradanı görüp sevmek, saymak.Bunlar da kan akışını izlettirerek, başında gülerek poz vermekle sağlanmaz.
Sevgi ve saygılarımızla,
Bu yazı 396 kere okundu.
|