|
Sevgili gönül dostlarım, değerli kurutuluş gazetesi okurları, güzel bir hafta başlangıcında sizlerle beraber olmanın haklı gurur ve güzelliği içerisindeyim. Sizlerde biliyorsunuz ki benim kalemimin ucundan çıkan yazılarımın bir çoğu genelde sessiz çığlıkların dünyaları ile doğru orantılı olarak dökülür gazete köşelerine. Sessizlerin diliyle anlatmak, kalemimi böyle karalamanın verdiği zevki hiçbir şey vermez hayatta bana. Duygularımı satırlara ve mısralara dökmezsem işte o zaman kahrolurum. İçimdeki çevre dostlarını, ağaçların muhteşem yeşilliklerini, hayvanların masumiyetini anlatamazsam, bu dünyada yaşadığımı, aldığım nefesi hak etmiş olmam. Bunların dışında hiçbir şey bu kadar dökülmez kalemimden sayfalara. Düşüncelerime dalarken ve yalnızlığım ile baş başa olurken kah kendimi kırmızı bir gülün, kah sarı bir gülün, kah salkım söğüt’ün yerine koyarım. Kökleriyle güzel bir köyü, bereketli toprakları da dallarım ile sarıp sarmaladığı düşünürüm.
Sevgili okurlar neyse bizim sevdamız ne yazlık, ne kışlık, ne de baharlık, yeryüzü var olduğu sürece ve bizlerde bu arş da nefes aldığımız sürece çevreye, hayvana, çiçeklere, ağaçlara, yeşile karşı olan sevgimiz hiç eksilmeden daha da büyüyerek devam edecektir. Bunu bazen bir masal, bazen roman, bazen de şiir gibi döker giderim. Bu hafta sizlere çocuklara hayvan fobisini yerleştirmedeki rolünüzü anlatmak istiyorum, yani korku objesi olarak hayvanları nasıl tanıtıyoruz. Öncelikle aileler çocuklarını disiplin etmek ve bir takım kuralları öğretmek üzere, kendilerinin sözünün hakimiyetine destek vermek için çeşitli hayvan isimleri kullanarak sinekle başlayan yolculuğu yılanla sonlandırırlar. Sonra bu zavallı hayvanları gözünde canlandıran çocuklar kedi, köpek, yılan, tavşan ne denk gelirse kendisine kötülük yapan mahlûkatmış gibi yok edilemeye çalışılır. Bunu normal insanlarda veya arkadaş aralarındaki konuşmalarda da şahit oluyoruz. Abartılarak anlatılan yılanlar, tarlalardan çıkan domuzlar, gökte uçan akbabalar hepsi öcü sınıfındandır ve katli vaciptir. Çocuklarda temelde başlayan “ yemeği yemezsen köpeğe atarım, kediye veririm, çingenenin bohçasına koyarım, gibi laflar ile büyüyen çocuklar elbette bunların hakikatini gördüğü zaman ona elinden geldiği kadar ömrü boyunca kötülük yapmayı kendine vazife olarak görecektir. Birçok anne, babanın çocuğuyla sıklıkla yaşadığı bu olumsuz diyalog, ne yazık ki çocuklarda hayvan korkusu oluşmasının temelini oluşturuyor. Aslında tıp alanında yapılan araştırma ve raporlarda Hayvanların çocuğunuzun gelişimini hızlandırdığını belirterek Çocuğun hayvanları sevmesi, onlardan sevgi görmesi, onlarla ilgilenmesi, bakımı için sorumluluk alması çocuğun birçok alanında gelişimini destekler ve zayıf olduğu alanlarda beceri kazanmasına destek olduğunu söylemektedir. Çocuklarda ki korkuların önlenmesi için aileler önce kendi korkularının çözümü için yardıma başvurmalıdırlar ki, bu rahatsızlıklarını çevreye ve çocuklarına aşılamaktan vazgeçsinler. Sevgili arkadaşlarım, hiç bir hayvan türü kendisine karşı yönelmiş veya yönelebilecek bir tehdit algılamadığı sürece insana zarar vermesi mümkün değildir, en sevilmeyen yılan bile üstüne basmadığın sürece kimseyi ısırmaz. Siz bugüne kadar Türkiye’de kaç kişinin yılan sokmasından öldüğünü uydunuz, ki o sevmediğiniz hayvancık doğanın değişmez ekolojik bir dengesidir, sürünerek ayaklar altında hayatını idame ettirmeye çalışan ve bir yudum su için insanların olduğu yere yaklaşamayan bu hayvanların zararı kimedir ?. Çocuklarımıza doğru bir anlatım ve ifade ile bir hayvanın hangi hallerde insanlara zarar verebileceği doğru olarak anlatılmalıdır. Hatta bu konuda yine uzmanlarımız doğru ve olması gerektiği gibi bakılan evcil hayvanlar çocuklarda sevgi, sevilme duygusu, kişilerarası duyarlılık ve kişilerarası bağı güçlendirdiğini ifade etmektedirler.Lütfen hayvanları sevmiyor ya da korkuyorsanız bunu çocuklarınıza yansıtmayın, olumsuz düşüncelerinizi onlara yanlış bilgiler aktarmayın.
Gelecek hafta görüşünceye dek, yüzünüzden sevgi, gönlünüzden neşe ve muhabbet, işlerinizde bolluk ve bereket eksik olmasın sevgili dostlarım.
Bu yazı 425 kere okundu.
|